|
Ücretsiz Hızlı Kaydol |
Şiirler Ve Güzel Sözler Katagorisinde ve Hikayeler Forumunda Bulunan Sığınağı olur musun yüreğimin? (Roman) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>İstanbul tüm sıkıcılığıyla karartıyordu içini. O gittiğinden beri daha bir çekilmez olmuştu ve şehrin tüm görüntüsü içini yakıyordu sebepsiz geçmişinin ...
| ılıı.lı.ıllı HiperPaylas.Com ılıı.lı.ıllı
>
Sığınağı olur musun yüreğimin? (Roman)
|
|
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| İstanbul tüm sıkıcılığıyla karartıyordu içini. O gittiğinden beri daha bir çekilmez olmuştu ve şehrin tüm görüntüsü içini yakıyordu sebepsiz geçmişinin kötü yüzü geldikçe aklına. Leyla’yı gördüğünde tutamadı kendini bağıra bağıra ağlıyordu. -İçim eriyor Leyla, içim eriyor ve ben bunu kaldıramıyorum artık. Kör bir bıçakla çıkarasım geliyor yerinden kalbimi.. Bunları hak etmedim ben, tamam kimse hak etmez ama ben… Tamamlayamıyordu sözlerini, gözyaşları sicim gibi akıyordu yanaklarına. Leyla sarılıyor ama tek bir söz söyleyemiyordu arkadaşına. -Ne yaptım ona söylesene. Eskinin intikamını alacak başka birini mi bulamadı. En baştan söylemiştim ona; yakacaksan canımı gelme, tüketecek başka umutlarım kalmadı… Aldatacaksan beni, kor ateşlere atacaksan git hiç girmeden yüreğime…Ne bu yaptığı …Ne? Bütün gece ağladı Meral.. İşten ayrılmıştı. O gün sabaha kadar durmadı gözyaşları.. Ertesi gün Leyla’nın telefonuyla açtı gözlerine.Genç kız çoktan gitmişti işe… -Efendim… -Günaydın balım… Kalk hadi bugün çok güzel bir gün olacak.. -Biraz daha uyuyamaz mıyım? -Olmaz, kalk hadi banyoya su sesini bekliyorum.Hem bak kart sesimle şarkı söylerim sana… Senden başka senden başka.. -Tamam tamam kalktım şekerparem… Gülmüştü Meral..Leyla ne zaman şarkı söylese gülerdi… Mutlu olurdu.Banyoya gitti elinde telefonu… -Evet şimdi aynadaki o güzel yüze bak bakalım… Meral bir an ağlamaklı oldu… -Pişşttt dün yeterince ağlamadın mı salak karı… Kızdı mı Meral’e hemen karı yada geri zekalı derdi ama kötü niyeti yoktu,bilirdi Meral. -Ya kızım ben çok çirkin olmuşum.Gözlerimi göremiyorum yüzüm kocaman… -Haha tamam o zaman ağlayabilirsin bak..Ama sen zaten çirkindin geri zekalı…Cüneyt’te ondan gitti zaten, makyajsız görünce seni dayanamadı olum… -Hadi len… -Neyse kapatayım ben, yoksa kovacaklar; eve birinin bakması gerek değil mi balım… Onsuz ilk sabahtı ve gülebiliyordu genç kız… Pencereyi açtı, bir sigara yaktı ve gökyüzüne baktı… -Allah’ım sen hayırlısını verirsin biliyorum, biliyorum geçecek şu an çektiğim… Gözleri doldu derken… -Senden tek bir isteğim var..Şu çektiğimin aynısını çeksin onun yüreği… Biliyorum çektirirsin, sen kulunu kırana aynı acıyı verirsin ama ben çektireyim Allah’ım başkası yakmasın ben yakayım… Ve yine başladı ağlamaya…Battaniyeye sarılmış, yastığına dayamış ağzını fazla ses çıkmasın diye, ağlamaya başlamıştı kana kana… -Daha kaç kez ağlayacağım burada.. Ne zaman geçecek zaman…Allah’ım sen sabır ver yüreğime… Sen gör beni… Günler geçiyor, farklı şeylerle uğraşarak gündüzleri unutuyordu onu. Ama akşamları, ama o karanlık çöktüğünde her şey yine eskiye dönüyordu sanki… Belli etmiyordu, güçlü gözüküyor ama bir başına kaldığında tüm güçsüzlüğü baş gösteriyordu… …… ……….. ……………. Üç ay olmuştu her şey biteli, artık eskisi gibi acımasa da içi, aklına geldiğinde özlemi dolu dolu oluyordu gözleri. İş bulamamıştı koca şehirde… Ya birileri asılıyordu dayanamayıp çıkıyordu, ya da siz bize fazlasının diyerek almıyorlardı işe… -Birde insanlar iş beğenmiyor derler.. diye dert yanıyordu Beşiktaş sahilinde çay içerken Fatoş ablasına… -Ya abla kasiyerlik yapayım dedim, almadılar beni.. Sekreterlik için de aynı.. Neymiş fazlaymışım onlara… Bu ne demek yahu… Konuşurken bir yandan da Cüneyt geliyordu aklına. Bu sahilde oturup yıldızları izlemişlerdi birlikte. Kayan bir yıldız görüp dilek tutmuşlardı.. -Ne tuttun, demişti Cüneyt -Önce sen söyle.. -Evimde…Evimizde oturabilmeyi, parmağımda senin adının olduğu yüzüğü taşıyabilmeyi istedim ben, demişti… Sonra, sonra çay içerlerken burada.Tam konuşmak üzereyken Cüneyt, boynunun yanına bir öpücük kondurmuştu da Meral.. İçi erimişti Cüneyt’in. -Hani, demişti… -Hani öyle anlar vardır ki zaman durur senin için.Biraz önce zaman durdu, her şeye bedel verebilirdim o öpücüğü… - Meral …Duymuyor musun beni? -Efendim ablacım. -Buraya gel diyorum, bak biz eleman arıyoruz atla gel buraya. -Birkaç görüşmem daha var abla, onlar da kesinleşsin öyle gelirim.Bir ay süre ver bana olmaz mı? -Peki,dikkat et ablası.O şehir sana zarar verir. -Tamam ablacım,öpüyorum şimdi… Fatoş’un söylediklerini düşünmeden kapattı telefonu. İstanbul’dan uzaklaşmak belki de güzel olurdu ama hiç tanımadığı bir yere gitmek ne kadar mantıklı bilmiyordu. Düşünüyor ama korkuyordu. Kafası dağılmıştı iyice. İnternete girip sohbet edeyim kızlarla diye düşündü. Seda msn’deydi, -Nasılsın canım. -İyi değilim Meral. -Ne oldu tatlım çok özel değilse anlatmak ister misin bana? -Biliyorsun işte, Eşim… Uzun uzun anlattı Seda, hatta kamerayı açtı bir ara. Ağlıyordu, onu öyle görünce dayanamadı Meral, öyle görünce dayanamadı. -Telefonuna bak.. Yazdı.. Sesini duyunca daha beter oldu Seda’nın… -Yazık bebeğim akan bir damla gözyaşına bile.Ağlama dayanamam ben.Bak gelir vururum o adamı görürsün.. Hem gel boş ver ben karar verdim ikiz çocuk istiyorum bu nedenle ailesinde ikiz olan birini bulucam. Pşştt benimkinin ikizini de sana yaparız anam. Böylece birisi diğerini üzerse iki kişi çıkarız tepelerine. Ağlama yafrummmm… Telefonu kapattığında gülümsüyordu Seda… -Biliyor musun, diye yazdı konuşmanın ardından… -Neyi canım? -Patronumda aynı şeyleri söylüyor. -Hımm -Bırak şu adamı sana insan mı yok. Benim bir sürü arkadaşım var diyor. Dünyayı sererler önüne. -Hay ağzını öpeyim onun… Yanında mı patronun? . -Yok gelmedi daha. -Gelince Meral’in selamı var de… - -Sen de de vallahi…Hatta alnından öp onu..Tamam mı? -… -Tamam mı dedim… -Tamam derim… Bir ara sessizlik oldu, -İkizi var mı senin patronun… -Yok tatlım ama yakışıklıdır hani.. -İkizi yoksa istemem yafrum, ama sen yine de öp onu alnından. -Selam iletirim de alnından öpmeyi.. -İyi o zaman selam ile idare ederiz.. O gün ikisinin de canı yanıyordu ama birbirlerine öyle kenetlendiler ki acılarını hafifletip savurdular rüzgara… Geceleri mesaj atıyorlardı birbirlerine, iki yarım yürek tamlaştırmaya çalışıyorlardı umutlarını ve bütünleşmiş acılarını azaltmaya… Günler geçmeye devam ediyordu. Şiirler yazıyordu Meral, içinde biriken irini atmaya çalışıyordu böylece.. Farkındaydı aslında yavaş yavaş boşalıyordu içi, damarlarında dolaşan kir atıyordu kendini… O gece yine aldı eline kağıdı kalemi, karalamaya başladı… Sen sevgili evet sen, Bir kez olsun dinle beni… İzin ver bir kez olsun içimden geldiği gibi konuşayım. İzin ver dökeyim tüm karanlıklarımı sana… Sonra sen tekrar yollarsın nede olsa onları bana… Ne olur bir kez sus da konuşayım… Sus ve dinle.. Dinle ve gör ne dediğimi sana… Oysa hiç dinletememişti Cüneyt’e kendini.. Hiç duyuramamıştı yüreğinin sesini.. Yazılarına hayran olup, onları Meral’in resimleriyle bir cd yapan adam için yazıyordu şimdi. Yüreğinin kızılımsı suyunu mürekkep yapıyordu kalemine. Ve gözündeki bulutları hüzün olup akıyordu kağıda… Gidiyorum… Evet bak gidiyorum artık sonsuzluğa… Sessiz sedasız istifa ediyorum yüreğinden, Ağır ağır atıyorum adımlarımı,son göz yaşlarımı da döküp uzaklaşıyorum senden… Ben giderken, İçimde bıraktığın öksüz aşk çıkmaya çalışıyor, Tenim yırtılıyor her adımımda… Bedenim isyan ediyor,kalmak istiyor delice sevdan yüreğimde… Engel olmaya çalışıyor her bir zerrem ama kalmak çare olmuyor…. Ömrümün tüm vakitlerini harcamak geçiyor içimden … Kalmak inadına… Ama yok… İnan olmuyor… Cevap verme.. Sus… Sus ve dinle… Ömrünün tüm vakitlerini düşündü derken. Onun yanındayken gerçekten feda edebilir miydi tüm anlarını? … Dakika dakika kurban eder miydi her şeyini? .. Ederdi, hiç düşünmeden ederdi uğruna. Ama düşünseydi.. Hoş gittiği halde hala kurban ediyordu zamanını ona, hala acı çekiyordu. Bir an pencereye baktı, yağmur başlamıştı. Leyla daha gelmemişti işten, birden Seda geldi aklına.Telefonu aldı eline.Biliyordu ki o daha zor günler yaşıyordu, biliyordu ki onun yanında olmalıydı kayıtsız şartsız. -Yüreğimizin kan ağladığı şu günlerde geçecek göreceksin. Belki zor olacak, belki zaman geçmez gibi gelecek, acı çekeceksin deli gibi. Ama ilerde göreceksin ki şu anda çektiğin acıdan daha mutlu günler çalacak kapını bir tanem. Unutma ki her karanlık beraberinde aydınlık günleri getirecek sana ve gülümseyeceksin hiç gülemediğin kadar. İçine umut yağmurları yağacakta yeniden yeşerecek yüreğin ve gözlerin ışıldayacak yine eskisi gibi… Umudunu içinden hiç ayırma yüreği küçücüğüm… Bil ki bir gün her şey daha güzel olacak. İletildi raporu gelince, kaleminin mürekkebini biraz daha doldurup, bu sefer arkadaşının yüreğinden de alıp kızıllığı devam etti yazısına yağmurlara esir düşerek gözleri. Her kış bastıran öksürük gibisin boğazımda… Her sabah bir kaşık balla geçirmeye çalıştığım ama başaramadığım… Kuru bir öksürük gibisin hayatımdan bir türlü çıkaramadığım… Sebepsiz anlarda çıkıp karşıma uyandıran uykumdan bir öksürük gibisin sevdiğim, Nefes aldırmayan kimi zaman,kimi zaman ağlatan… Ama hep var olan ve hep kışın karşıma çıkan… Sen sevgilim… Sen kış güneşi gibisin canıma… Tenime asla ısıtmayan… Sadece kendini gösterip soğuklara esir eden ve hiç yakamayan… Belki de kendine bile hayrı olmayan… Bu yüzden gidiyorum sevgili, Ve izin ver giderken konuşayım son bir kez daha… Son bir kez haykırayım içimdeki öksüz aşkla sana… Sus ve dinle… Biliyor musun sevgili, Hiçbir şey almıyorum giderken yanıma… Tüm anıları bırakıyorum sana, Kaçamak öpüşmelerimizi, Sevişlerimizi,Sarılmaları ve elinin sıcaklığını koyuyorum başının ucuna… Ve tüm sevmeleri bırakıyorum yamacına… Bir kendimi alıp çıkıyorum yola… Bir yaralı yanımı kucaklıyorum şefkatle ve sessiz sedasız istifa ediyorum sevdamdan… İstifa ediyorum yüreğinde olmaktan… Sen uyurken yatağında,saçlarına kondurduğum son öpücükle veda ediyorum sana… Sen sevgili evet sen, Bir kez olsun dinle beni… İzin ver bir kez olsun içimden geldiği gibi konuşayım. İzin ver dökeyim tüm karanlıklarımı sana… Sonra sen tekrar yollarsın nede olsa onları bana… Ne olur bir kez sus da konuşayım… Sus ve dinle.. Dinle ve gör ne dediğimi sana… Bitirdiğinde çok geç olmuştu saat. Leyla daha gelmemişti. Telefon açtı, geç geleceğini öğrendi ve gözlerini kapatıp uzandığı yatağına uyuyamayacağını bilerek ama umut ederek… Sabah güneş ışığı ile açtı gözlerini. Leyla bas bas şarkı söylüyordu. -Günaydın balım… Kalk hadi bugün çok güzel bir gün… Gülümsedi ve doğruldu yatağında. Birer kahve yaptılar, ardından uğurladı Leyla’yı ve internete girdi can sıkıntısından. Haberlere bakarken, ekranın altında yanıp sönmekte olan Seda’nın iletisini gördü.Açtığında başka biri daha vardı. -Günaydın yafrum da bu kim? -Patronum şekerim. -Günaydın Çirkin. -Aha günaydın size de … Sabah sabah şok olmuştu Meral. Hemen başka bir sayfadan Seda’ya özel yazmaya başladı. -Kızım insan haber verir deli. -Bana ne bana söylediklerini sen söyle. Hem belki… -:s ne belkisi yahu, sen demedin mi çapkındır diye. Hem adamın sevgilisi de varmış.Napcam ben bunu yaw. - Diğer taraftan da Recep konuşuyordu. -Bu arada, diye yazdı Meral. -Seda’ya verdiğiniz akıllar için sağ olun…Şaşırdım vallahi genelde erkeklerden pek çıkmaz böyle şeyler.. -Demek ki çıkanlar varmış Çirkin… -Hıhı varmış vallahi… -Ben hep diyorum ona ama beni dinleyen yok ki, umarım bu sefer dinler beni. Bir an sessizlik oldu ekranda, kimse bir şey yazmıyordu. -Bu arada neden çirkin yahu? Diye sordu Recep… -Bilmem çirkinim ondandır. -Bu mu yani neden, oldukça ilgi çekiyor ama benden söylemesi. Bir konuşma başladı ama herkes büyük zevk alıyor, atışıyor bir yandan da gülüyorlardı birbirlerine.Derken Seda, - Meral’im ben çıkıyorum rapor hazırlamam lazım, sonra çalışmıyorsun demesin patronum. -Peki hayatım, kolay gelsin size. Yazdı Meral … -Çirkin bekle az sonra döneceğim. Diye yazdı Recep.. -Valla siz gelene kadar ben çıkmış olurum. Görüşürüz sonra, yazdı ve kapattı ekranı.Çok geçmeden de çıktı netten. Günler geçiyordu, artık Cüneyt’i fazla düşünmüyordu ama yine de onu fazlasıyla özlüyordu. Fatoş’un yanına gitmeye karar vermişti. Bu şehir ona acıdan başka bir şey getirmemişti. Belliydi ki iş de bulamayacaktı. Kalmak için hiçbir amacı yoktu. Bir gün ani bir karala topladı eşyalarını ve yolunu tuttu Ankara’nın. Hiçbir arkadaşına haber vermedi, verirse gidemezdi biliyordu. Biletini aldı, Leyla’yı öptü ve uzaklaştı gecenin son otobüsüyle İstanbul’da… Oysa iki sene önce ne hayallerle gelmişti. Ne umutları vardı.. Umutlarını birbir yemişti bu koca kent.. Bir damla gözyaşı aktı, köprüden geçerken … Radyoda çalan şarkı daha beter acıttı içini. Sızlıyordu dört bir yanı, içi yanıyordu ve İstanbul’da yağmur vardı o son gece sebepsiz. bu şehir insana tuzak kuruyor bu şehir insanı uzak kılıyor bu şehir insanı hayli yoruyor bu şehir insanı hep kandırıyor Kandıran İstanbul muydu gerçekten diye düşündü bir an… Ne suçu vardı ki onun… -Elveda gönlümün kenti! Seda’ya bir mesaj attı… -Yeni bir hayat ve yeni bir sayfa açıyoruz ikimizde. Umarım güzellikleri de paylaşacak kalplerimiz, yüreği küçücüğüm… -Yolun açık olsun Meral’im.. Her şey daha güzel olacak… Diye cevap geldi anında ve gözlerini mesajı okuduktan sonra kapattı genç kız… Ankara’ya varana kadar açmamaya karar verdi. Gözlerini açtığı anda her şey silinecek ve yeni bir sayfa başlatacaktı, söz vermişti kendine. Ve bu sefer uygulayacaktı. Ankara’ya vardığında ne yapacağını bilmiyordu. Kimseyi tanımıyordu..Sadece Fatoş ve ailesi.. İlk iki gün evde dinlendi ve ardından şirkette başladı çalışmaya. Ama hiç bir şey umduğu gibi gitmiyordu genç kızın. İstanbul’u, arkadaşlarını özlemişti. Ankara’da tek bir yaşıtı yoktu arkadaş olduğu.Çocuklar burnundan getiriyordu zaman zaman. Meral’i çok seviyorlardı ama genç kız onlar yüzünden kendine zaman ayıramaz olmuştu artık. İş yerine geldiğinde umutluydu, belki benim gibi birileri var diye geçirmişti içinden ama yok… Kırk yaş ve üzeri vardı geri kalanlarda tamirciler. Canı fena sıkıldı, nete girdi tanıdık birini görürüm diye. Hemen hemen herkes ordaydı. Derken Seda’ya yazışmaya başladı. -Şeker benim patron seni sordu, girmiyor dedi nete… -Asıl o girmiyor yahu, görmedim hiç..Seni soracaktım ama..Versene sen onu adresini bana… -……. Meral arama yapınca Recep’i sildiğini gördü. Gülmeye başladı derken. -Yafrum ben silmişim senin patronu yaw. - -Neyse çaktırma eklerim şimdi.Söyleme ayıp olmasın.Hey Allah’ım ya,neden sildim ki ben onu. -Ne bilim bacım,gelmiştir yine gelenler sana… Tam konuşmaya devam edeceklerdi ki Rapor hazırlaması gerektiği için kapattı msn’i Meral. Tekrar girdiğinde Seda çoktan gitmişti.Ama Recep msn’de boy gösteriyordu. Yazmakla yazmamak arasında gidip geliyordu. Adamı silmişti o kadar şimdi ne diyecekti. fark etmiş miydi acaba? Neden bu kadar çok takmıştı ki, fark etse ne olacaktı… -Merhaba. -Aaaa.. Çirkin naber? -İyi sen nasılsın? -Yoktun ortalarda. -Evet taşındığım için fazla giremiyordum nete. -Nereye taşındın ki? Beni merak edip buraya mı yerleştin yoksa. -Ben kimse için şehir değiştirmem bir kere, genelde benim için şehir değiştirirler akıllım. -Bak sen, eh bakarsın bende gelirim bir gün. Tam o sırada Cüneyt girdi msne. Uzun zamandır girmiyordu. Bir an kalakaldı Meral, fotoğrafına baktı. Ne çok özlemişti onu, yazsa mıydı acaba? Bir selam verse miydi? -Orda mısın? Diye yazdı Recep. -Hıhı. -Neden sustun,yazmadın? -Hiç.. Lafı değiştirmeye çalışırken, yazmamaya karar verdi Cüneyt’e… -Seda nasıl bu arada? Bana iyiyim diyor ama görmediğim için emin olamıyorum. -İyi iyi. Yani en azından öyle gözüküyor.Ben götürdüm onu ailesinin yanına.Yol boyunca ağladı. -Ağlayacak tabi ağlayarak atacak içindekileri. -Valla pek atmışa benzemiyordu çirkin. -Zamanla atacaktır. -Ben bilmem. -Ben bilirim. -Çektim diyorsun yani… -Herkes çekmiyor mu bu acıları. Herkesin kalbinde yarım acılı bir hikaye vardır. -Ben acısız severim bilmiyorum vallahi.Geliyorum bir saniye.Müşteri geldi çirkin, patron olmamıza bakma. -Peki O sırada Cüneyt yazmıştı… -Merhaba Meral nasılsın? -Teşekkür ederim, sen… -Neredesin, neler yapıyorsun? -İş güç ne olsun. -İstanbul’da mısın hala? -Hayır taşındım. İstanbul bana ağır geldi. İnsanlarını kaldıramadım.Yükü ağırdı o kentin. Kaldıramadım insanların yüzsüzlüklerini. -Sanırım onlardan bir de benim.. -… -Özür dilesem kendi adıma. -Buna gerek yok ki, ben kimseye kızgın değilim, inan bana.Hata sende değil bendeydi. Ben gösterdim sana sevgimi ve sen sevgimden emin oldukça daha fazla kırdın yüreğimi. -Peki..Bir şey sorsam.Beni tekrar istiyor musun hayatına? -Bu soruyu her sorduğunda içimi daha fazla acıtmak için yeni yollar buldun.Ve ben artık bunu istemiyorum. -İstemiyor musun yani beni? -Bence telefonunda bulunan diğer kızlara sormalısın bunu. -Ben sana soruyorum ama, seni istiyorum çünkü. Beni istemiyor musun hayatında? -Bunu çok isterdim Cüneyt, gerçekten geldiğini bilseydim ama gideceğini bilerek kabule demem seni. Kaldı ki o söylenen sözlerden sonra kalbim asla eskisi gibi sevemez seni. -Ben beklerim. -Beklesen de işe yaramaz ama sen bilirsin. -Kameran var mı açsana. -Yok iş yerindeyim.Ama sen de varsa görmek isterim. Gözleri Recep’i arıyordu Meral’in. Cüneyt ile neden konuştuğunu bilmiyordu ama onu görmek istemişti. Kamerayı açtıktan sonra; -Nasıl yine aynı yakışıklı Cüneyt’im değil mi? -Ukalalık yapma, hem bunu bana sormak yerine telefonunda kayıtlı aşklarına sor. Ben objektif olurum ama onlar olmayacaktır. Böylece seni mutlu ederler. -Bu ne demekti şimdi? -Bizim orada laf sokma diyorlar.Neyse benim biraz işim var görüşürüz sonra. Hoşça kal. Yazıp engelledi Cüneyt’i. Özlemiş miydi onu? Hem de çok, peki şimdi konuştukları ne demek oluyordu. Kafası karışmıştı çok. O sırada Recep titreşim yolladı Meral’e… -Bir saniye bekler misin geleceğim birazdan. İşi yoktu ama konuşacak kadar iyi hissetmiyordu kendini. Neden yazmıştı,neden cevap vermişti Cüneyt’e. Neden silmemişti de şimdi yine içinin sızısı gelmişti aklına. -Çirkin iyi misin? -Sayılır, neden sordun. -Bilmem değilmişsin gibi geldi de bana? -Yok önemli bir şey… Kapattı konuyu,biraz daha sohbet ettikten sonra iyi akşamlar dilediler birbirlerine ve akşam serinliğinde iki ayrı şehirde, iki ayrı eve gittiler… Meral eve geldiğinde yorgundu. Hüzün vardı içinde. Bir yandan Recep geliyordu aklına, nedensiz heyecan basıyordu içini ama Cüneyt’in yazdıklarını düşününce tüm heyecanı gidiyordu. Neden geri dönmek istemişti şimdi. Git gellere neden başlamıştı yeniden. Doğanın tüm renkleri vardı kalemimin ucunda, halbuki bütün renkler capcanlı duruyordu hayatımda.Sen geldin ve kırmızı bir leke gibi bıraktın onu avuçlarıma… Yüreğimin kızıllığı aktı kalemimin ucuna ve senden kalan, tek renkli bir kalem oldu bana kan tadında.. şimdi gelmiş ne diye konuşuyorsun böyle.Anlamıyorum,anlayamıyorum bir türlü… İçi sıkılmıştı, deniz havası lazımdı ona… Attı kendini dışarı, Ankara’da deniz ne gezer diye düşündü; ama bir umut belki göl kenarı bulurdu. Sora sora buldu o büyük gölü. Etrafında kafelerin olduğu bir yerdi, nasıl bulmuştu ve geri nasıl dönecekti bilmiyordu ama mutluydu biraz olsun huzurluydu. Gözlerinden akan damlaları silip kızdı kendine. -Salak karı, hala ağlıyor musun sen? Leyla’nın sesi duyuldu kulaklarında.Ne çok özlemişti onu. Ne çok yalnız kalmıştı bu lanet kentte. Ah İstanbul’da olsaydı şimdi, Beşiktaş sahilinde gezseydi biraz mesela.. Mesela Üsküdar’a gitseydi vapurla… -Lanet olsun… diyerek kalktı, zamanın nasıl aktığını fark etmemiş ama biraz rahatlamıştı. Tekrar tekrar söz verdi eve giderken yolda kendine. Artık yazmayacak ve tamamen bitirecekti..Bitecekti… Ertesi gün, telefon sesiyle açtı gözlerini. -Efendim.. -Günaydın canım… -Kalksana kızım sabah oldu.Hadi gel kahvaltı yapcaz bizzzz…. Birden ağlamaya başladı bu söz üzerine. O kadar bunalmıştı ki Ankara’dan… -Ne oldu kızım ya.. -Leyla ben çok sıkıldım burada.Sizi özledim ben, neden yolladın beni buraya.Kafayı tırlatıcam iyice. Tutamadın beni gönderdin ellerinle. -Yavrum sen istedin gitmeyi, kafan dağılır dedik.Ama çok sıkıldıysan gel be güzelim.Hala kapı açık. -Geleyim mi? -Gel tabi bir tanem.Ben balım olmadan yaşayamam ki… -Ben gelene kadar kahvaltı yapmayın o zaman. -Hönk, geri zekalı o zaman yaşayamayız akıllım. -Beşiktaş’ta yapmayın bana ne? -Peki balım ama bak Üsküdar konusunda söz vermeyeyim. Gülümseyerek kapatmıştı telefonu.Evet dönecekti. Burada boğuyordu her şey onu, gitmesi gerekiyordu. Giyinip,yola çıktı sabahın köründe.İş yerine vardığında bir an önce msni açmak istiyordu. Garip bir şekilde Recep’le konuşmak istiyordu. Nedense onunla konuşmak mutlu ediyordu onu. -Günaydın Çirkin.. -Günaydın Recep Efendi nasılsın… -Efendiyi atsak,kapıcı gibi hissediyorum kendimi. -Peki, kızdığım zaman sana yazarım o zaman… Günden güne konuşmaları farklı bir boyut alıyordu fark ediyordu bunu. -Recep senin yaşın kaç yahu? Patron olmak için fazla genç gösteriyorsun. -Bizim burada olunuyor vallahi.Ama 81’liyim.Aralık 81..Sen? -Ben senden beş ay büyüğüm, bundan sonra abla dersin bana. -Hiç bile diyemem kusura bakma. -Recep Efendi… - Meral Hanımmmmm… -Peki deme, ne yapayım. -Kameran var galiba açsana göreyim seni? -Sen aç önce akıllım… -Olmaz aynı anda açalım o zaman… Aynı anda açtılar kameraları derken. O gün kendini oldukça çirkin hissediyordu Meral, öyle ki bir ara açmamayı bile düşünmüştü kamerayı. -Öcü gibiyim bugün ama haberin olsun, korkup kaçmak yok… Dediğinde açılmıştı artık kameradaki görüntüsü… O sırada telefon çalmış ona bakıyor, bir yandan da Recep ne yazacak diye düşünüyordu. Telefon görüşmesi bitmiş ama Recep bir şey yazmamıştı… -Korktun galiba? -Bu şimdi senin çirkin halin mi? Öyleyse yarın birde makyaj yapıp gelsene.. -Teşekkür ederim , pek bir kibarız. -Kibarlıktan demiyorum, hiç ihtiyacım yoktur öyle şeylere.. -Peki -Ama cidden yarın benim için makyaj yap gel… -J -Eee sen yorum yapmadın benim hakkımda. -Resimdeki gibisin sen bir farklılık yok ki. Aslında vardı, Recep’i gördüğünde çok hoş olduğunu düşünmeden edememişti Meral. Ama bunu söylemek istemiyordu.Neden bilmiyordu ama artık böyle şeyleri sadece içinde taşımaya söz vermişti kendine. O gün, bütün gün kameralar açık durdu. Sürekli yazıyorlardı birbirlerine, arada msne giren Cüneyt’i görmüyordu bile artık genç kız. Bu adamla konuşmak ona huzur veriyordu ve gülümsetiyordu yüzünü. Günler çabuk bitmeye başlamıştım artık ve o günde öyle hızlıca geçivermişti. Eve gitme zamanı geldiğinde, asık bir suratla yazmaya başlamıştı Meral … -Biz çıkıyoruz artık. -Ya ama yeni başlamıştık konuşmaya. Halbuki sabahtan beri konuşuyorlardı… -Eve gidince gelsene nete, devam edelim konuşmaya… -Çalışırım ama evdekiler İzmir’e gidebilir o zaman gelemem. Çocuklara bakmam lazım. -Tamam o zaman haber verirsin bana. Haber vermek , nasıl diye düşündü içinden o sırada genç kız ve sanki düşüncesini Recep işitmiş gibi yazdı telefon numarasını. -Dur diğer hattı da vereyim. Merak etme sapık değilimdir… Kendi numarasını yazdı Meral’de… -Öyle olduğunu düşünseydim , seninle konuşmazdım zaten.Hem Seda’dan gelen kimse sapık değildir akıllım.Onun arkadaşları kötü olamazlar. Çok mu büyük konuşmuştu bilmiyordu; sadece hissettiğini söylüyordu. Heyecanla gitmişti eve, süslenip püslenip nete girmek istiyordu. Evet etkilenmişti ve aynı derecede de etkilemiş olmasına rağmen bu ona yetmiyordu. Evdekiler İzmir için hazırlanıyorlardı, oda internet için..Tam o sırada telefonu çaldı. Cüneyt’ti arayan..Sırası mıydı şimdi bunun diye geçirdi içinden. -Efendim -Nasılsın Meral -İyiyim teşekkürler sen nasılsın. -Seni özledim -Artık böyle bir lüksün yok biliyorsun değil mi? -Neden olmuyor böyle bir lüksüm. -Biz ayrıldık, sen istedin ve bitti.Canımı yaktın. Yanan yüreğimde ise sana dair olan her şey kül oldu , karıştı toprağa. -Buna inanmıyorum -İnandırmak zorunda değilim zaten -Meral… -Efendim… Artık konuşmak istemediğini belirtir bir efendimdi Meral’in ağzından çıkan ama Cüneyt bunu anlamıyordu. -Seni çok özledim. Oraya geldiğimde. -Buraya mı? -Sen neredeysen oraya geleceğim ben -Benim çıkmam gerek arkadaşım bekliyor.. Dedi ve cümleyi devam etmesine izin vermeden kapattı telefonu. Neydi şimdi bu, lanet olası bir beş ay geçirmişti onun gidişinin ardından ve tam da toparlamışken kendini geri dönme düşüncesi nereden çıkmıştı anlayamıyordu. İyice derinlere daldığı anda bir kıyamet koptu evde. Tipik yine başlamışlardı kavgalarına ev ahalisi. Bu aile onu delirtiyordu artık. Sürekli bir kavga hali hüküm sürüyordu evde. Hiç yaşamamıştı böyle şeyler ve hiç görmemişti kendi evinde ufacık bir kavga. O nedenle mi bilinmez çok bunalmıştı evde olanlardan. Tam da internete gitme planları yaparken. Recep’e çağrı attı önce , hangi telefonu açıksa ona mesaj atacaktı gelemeyeceğim diye. Ama tam o sırada evdeki kavga büyüyünce unuttu mesaj atmayı. Bir süre sonra, kavgadan eser kalmamış, hiçbir şey yok gibi hazırlanmaya başladıklarında pes doğrusu demişti içinden istemsiz. Olan benim görüşmeye oldu diye geçirip güldü kendi kendine. Dalga geçiyordu ama ciddiyetlik payı da yok değildi. Mutfağa geçti her zamanki gibi ve bir sigara yakıp aldı defterini önüne. Önce biraz Recep’i anlattı; Ondan sonra , birinin beni böyle gülümsetebileceğini düşünmezdim oysa… Ne kadar farklı biri bu adam böyle, pes ettiği an hiç mi olmamış acaba. Birçok işle uğraşırken hiç mi düşünmüyor yaşayamadıklarından pişman olabileceğini… Neden ben bu kadar çok düşünüyorum peki onu, beni güldürdüğü için mi? Sürekli konuşabildiğimiz için mi yoksa? Bir yerlerde onun farklılığını hissediyor ama yaklaşamıyorum .Korkuyorum yine sanırım. Evet korkuyorum, birinden etkilenmek yada yeniden sevebilme gücüne erişmek istemiyorum. Belki de yazmamalıyım ona. Ama yazmadan da dayanamıyorum ki. Msne girdiğim anda gözlerim onu ararken nasıl yazmamak için tutacağım kendimi. İçinden düşünmeye başladı genç kız. Allah’ım yine aynı acıları yaşatma bana ne olur. Eğer yanımda olacaksa çıkar onu önüme, yok zaten başlayıp gidecekse hemen içimdeki kıpırtıları hiç hareket ettirme.. Yazmaya devam ederken bir mesaj geldi..Recep olsun diye geçirdi içinden. -Beni aradın mı çaldırdın mı? Recep’ti gerçekten de yüzü gülümsedi. Onunla ilgili bir şey , herhangi küçücük bir şey neden böyle mutlu ediyordu Meral’i… -Hayır çağrı attım sadece, internete gelemeyeceğimi söylemek için. -Ama gel.Gelmeye çalış olmaz mı, seni görmek istiyorum ben. -Çalışırım ama bu aile beni fazlaca yordu ,denerim olur mu? -Fazlaca yordu, ben miyim yoran. -Hayır, yaşamak zorunda olduğum aile. Seninle alakası yok, neyse gelmeye çalışacağım ama büyük ihtimalle olmayacak. -Tamam canım anladım şimdi.Sanırım bende fazla yorgunum ama sana basit sözlerden farklı şeyler söylemek istiyorum inan bana. Senden haber bekleyeceğim Çirkin. J Mesajlaşma daha uzayacaktı ama Recep bir yemeğe gitmek zorundaydı. Neden bu kadar ilgisini çekmişti Meral. Neydi ondaki farklılık… Bir an aklına eski kız arkadaşı geldi , özlemiş miydi onu… Uzun bir ilişkiydi, özlemişti ama şu an yapacak bir şey yoktu.Acaba onun için mi bu kadar ilgileniyordu Meral ile, özlemlerine gem vurabildiği için mi? Bu sorunun cevabını kendisi bile vermek istemedi. Meral’i getirdi aklına, bir şeyler yapabilmek için uğraş veriyordu.. Ve hak ediyordu aslında başarıyı ama bazıları şanssız doğuyordu ve ona göre genç kızda bunlardan biriydi. Yemek yerlerden dayanamadı mesaj attı yine genç kıza, O sırada Meral Ankara’yı yazıyordu kendince… -Uyudun mu? -Hayır… Buradan nefret ediyorum sanırım L -Diyorum sana gel buraya.Buraya gelirsen hiçbir mutsuzluğun kalmaz .Hem ben varım, Seda var… -Geleceğim Seda’yı görmeyi çok istiyorum zaten.. -Seda’yı görmeye geleceğim deme beni de gör.. -J Peki.Recep Efendi seni de göreceğim. -Arayacağım ama korkuyorum. -Sebep -Sebep Efendi… Mesajlar gitgide kısalıyor ama iki tarafta yazmaktan vazgeçmiyordu. Meral Bilgiç Devam edecek... __________________
__________________ <3(=)N@ZL'M I LoWé YoU ![]() |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||